Bağımlı Üye
Üye No: 1409
Konu Sayisi: 499
Mesaj Sayısı: 500
Rep Gücü: 0
|
 |
« : 26 Ağustos 2009, 17:29:17 » |
|
Takvimler 7 Kasim 1877’yi gösteriyordu. Nene Hatun üç yil önce evlenmisti. Henüz yirmisindeydi ve üç aylik bebegi vardi. On bes gün önce, köyleri Rus askerleri tarafindan isgal edilince, ailesiyle Erzurum’a gelmisti. Türk ordusu uzunca bir zamandir birçok cephede çarpisiyordu. Dogu cephesinde de savas bütün hiziyla devam ediyordu. Aslinda Gazi Ahmet Muhtar Pasa simdiye kadar düsmanin isini çoktan bitirecekti; ama hesapta olmayan bir düsman daha vardi. Yillarca bu topraklarda birlikte yasadigimiz Ermenilerden bir kismi simdi çeteler hâlinde geziyor, baskinlar yapiyor, mâsum insanlari -hem de çoluk çocuk demeden- katlediyordu. Daha dün sabah, yakinlardaki bir köyde çeteler tarafindan agaca çivilenen bebegin hikâyesini dinlemisti. ALLAH’im bu nasil bir vahsetti, bunu yapanlarin hiç mi vicdani yoktu! Nene Hatun, asirlarca birlik ve beraberlik içinde yasadiklari bu insanlardan bazilarinin bugün niçin bu derece canavarlastiklarini zaman zaman düsünüyor; fakat ikna edici bir cevap bulamiyordu. Bu çeteler yüzünden eli silâh tutan herkes cepheye gidemiyor, mâsumlar katledilmesin diye köylerde nöbet tutuluyordu.
Kerpiçten yapilma iki odali evlerinin küçük odasinda safagin sökmesini bekleyen Nene Hatun, bir yandan sobanin yani basindaki besiginde uyuyan bebegini salliyor, diger yandan da mum isiginda sag elindeki Mushaf’i okumaya devam ediyordu.
Birçok yakini cephedeydi. Uzun zamandir hiç birinden haber alamamisti. Dün kusluk vakti agabeyini getirmislerdi. Vücudunda bogaz bogaza çarpismanin sebep oldugu çok derin süngü yaralari vardi. Âdeta damarlarinda kan kalmamisti. Ve bir-iki saat sonra Nene Hatun’un kollarinda ruhunu teslim etti. Nene Hatun, kutlu bir yolda canini veren ve sehadet serbetini içerek sonsuzluga uçan agabeyinin vücuduna sarilip agladi, agladi, agladi… Sehitlerin ardindan aglanmaz diye engel olmaya çalistilar; ama Nene Hatun sadece agabeyi için degil, vatan için de agliyordu.
Cepheden gelen son haberlere göre düsman çok kalabalikti, ondan da önemlisi iyi silâhlari vardi. Bunlari düsünürken, dilinden hiç düsürmedigi duasini bir kez daha tekrarladi: “ALLAH’im, düsmanlari Sen’in azamet ve kudretine havale ediyor ve serlerinden Sana siginiyoruz.”
Sabah ezaninin okunmasina az bir zaman vardi. Disaridan gelen bagrismalar ve silâh sesleriyle irkildiler. Esinin disari çikmasiyla içeri girmesi bir oldu ve kararli bir sekilde sunlari söyledi: “Ermeni çeteleri ve Rus askerleri tabyalara saldirmislar, karsi koymaya gidiyoruz. Eger dönemezsem ve düsman buraya kadar gelirse sakin teslim olmayin, alacaklarsa cesetlerinizi alsinlar. ALLAH’a emanet olun!” Ve sobanin yaninda duran baltayi kaptigi gibi kapidan yildirim hiziyla tabyalara dogru kosmaya basladi.
Nene Hatun’un cesaretli ve sogukkanli bir yapisi vardi. Kocasinin kolay kolay geri dönmeyecegini biliyordu. Arkasindan “ALLAH yardimciniz olsun!” diye dua etti. Zaman hayli ilerlemisti. Silâh seslerinin ardi arkasi kesilmiyordu. Abdestini tazeledi. Yüregi cephede, kulagi ezandaydi. Fakat minarelerden ezandan hemen önce farkli bir ses duyuldu. Aziziye Tabyalari’nin düsman eline geçtigi, askerlerin çogunun sehit oldugu ilân ediliyordu.
Çok dinleyemedi Nene Hatun. Çocugunu öptü, kokladi; “Nâzim’im seni bana ALLAH verdi, ben de seni yine O’na emanet ediyorum” dedi. Eline satirini ve sehit agabeyinin tüfegini aldigi gibi tabyalara dogru kosmaya basladi. Tabyalarda mevzilenmis çeteler ve düsman askerleri, kendilerine dogru akmakta olan iman ordusu karsisinda sanki bütün Anadolu üzerlerine geliyormus gibi hissettiler. Baslarindaki subayin “Ates serbest!” emriyle namlular birbiri ardina patlamaya basladi. ?lk siralarda olanlar birer birer yere yigiliyordu; ama gelenlerin ardi arkasi kesilecek gibi degildi. Düsman, hiç böyle bir direnis beklemiyordu. Yediden yetmise bütün Erzurumlular, tabyalarin demir kapilarini bir kâgit gibi çigneyerek düsmanin içerisine dalmisti. Çeteler ve düsman askerleri sel sularinda eriyen kar gibi eridi. Çarpisma kisa sürmüstü. Nene Hatun, çetelerin olanca kinleriyle sökerek yere attiklari sanli bayragi düstügü yerden aldi, alnina götürdü ve gözlerinden yaslar bosanirken ait oldugu yere asti. Nene Hatun ve kahraman Anadolu insaninin o sabah baslattiklari mücadele, düsman, vatan topraklarini terk edinceye kadar devam etti. ?yi donanimli düsman askerlerinden tabyalar geri alindi. Üç bin düsman askeri öldürülmüstü. Buna karsilik bin kadar sehit vardi. Varsin olsundu, vatan olmadiktan sonra yasamanin ne mânâsi vardi?
Nene Hatun da omzundan yaralanmisti. Ama o âdeta kendini unutmus, yarasi daha agir olanlarin yardimina kosuyordu. Birkaç dakika öncesine kadar cephede mermi tasiyan, askerlere su dagitan ve siper kazan kahraman kadin, simdi yerini askerlerin yaralarini saran bir hastabakiciya birakmisti.
O gün Aziziye Tabyalari’nda, Müslüman-Türk tarihinde Nene Hatun’la sembollesen altin bir sayfa daha açildi. ALLAH için can siperâne mücadele veren Safiyye ve Nesibe Hatunlarin, Ûmm-û Hiramlarin, cepheye cephane tasirken donarak sehit olan Serife Analarin, cephane arabasinin boyundurugunun bir tarafina elde kalan tek hayvanini, diger tarafina da kendisini kosarak cepheye mermi tasiyan Ayse Analarin olusturdugu altin halkaya bir kahraman kadin daha eklendi. Nene Hatun’un vatan için kahramanca verdigi mücadele bu kadarla da bitmemisti. O gün evde üç aylikken biraktigi oglu Nâzim ve daha sonra dogan üç oglundan ikisi, Birinci Dünya Harbi’nde canlarini vatana feda ettiler. Ne mutlu sana Kahraman Ana. Kendin gazi, ogullarin sehit. Aziziye Tabyasi’na diktigin bayrak, bugün dalgalanmaya devam ediyor.
|